Bazı kararlar vardır; siyasi hata olarak açıklanamaz.
Bazı adımlar vardır; "yanlış yaptık" denilerek geçiştirilemez.
Ve bazı tercihler vardır ki, onların adı tarihe karşı işlenmiş suçtur.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin, bir bebek katiline, bir terör örgütünün kurucusuna "umut hakkı" başlığı altında yeşil ışık yakması tam olarak budur.
Bu, bir açılım değildir. Bu, bir barış arayışı değildir. Bu, bir hukuk tartışması hiç değildir. Bu, Atatürk'ün kurduğu devlete karşı alınmış siyasi bir pozisyondur.
CHP bu kararla, Mustafa Kemal Atatürk'ün milliyetçilik anlayışını yalnızca çiğnememiştir; bilinçli biçimde yok saymıştır.
Atatürk milliyetçiliği, terörle müzakere edilecek bir esneklik alanı değildir.
Atatürk milliyetçiliği, devletin birliğini silahla tehdit edenlerle aynı cümlede anılacak bir süs kavram hiç değildir.
Atatürk milliyetçiliği, şehitlerin kanı kurumamışken katillere "umut" dağıtmak değildir.
CHP bugün ne yapmıştır biliyor musunuz?
Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak için canını vermiş evlatların hatırasını, kendi siyasi konforunun altına sermiştir.
Şehitleri bir yük gibi görmüş, onların yokluğunu bir pazarlık kolaylığına çevirmiştir.
Bu, açık konuşalım, ahlaki bir çöküştür.
"Vatan sağ olsun" diyen anaların gözünün içine bakarak siyaset yapılmaz.
O cümle, siyasetçinin susması gereken yerdir.
Ama CHP susmamış, yetmemiş; o fedakârlığın tam karşısına geçmiştir.
Şimdi soruyorum ve bu soru CHP'nin boğazında düğümlenecek:
Bu kadar ağır bir ihaneti hangi pazarlık uğruna yaptınız?
Kimin rızası için?
Kimin oy hesabı için?
Kimin desteği karşılığında?
Barış diyorsanız, bilin: Barış, katili aklamak değildir.
Demokrasi diyorsanız, bilin: Demokrasi, devleti yıkmak isteyenlere alan açmak değildir.
Hukuk diyorsanız, bilin: Hukuk, masumun hatırasını çiğneyerek işletilmez.
CHP bu kararla Türk milleti karşısında itibarını sıfırlamıştır.
Kendisini kuran milletle bağını koparmış, Atatürk'ü yalnızca duvara asılacak bir portreye indirgemiştir.
Bugün CHP'nin Atatürk'le kurduğu ilişki, ilkesel değil; istismarcıdır.
Atatürk yaşasaydı, bu tabloya bakıp ne derdi biliyor musunuz?
Nutuk okumazdı.
Tören yapmazdı.
Bu siyaseti tarihin dışına iterdi.
Çünkü Atatürk'ün partisi olmak, onun adını taşımakla değil;
onun çizdiği kırmızı çizgileri ölümüne savunmakla mümkündür.
CHP bunu yapmamıştır.
Yapamadığı için değil.
Yapmak istemediği için.
Ve tarih bunu böyle yazacaktır:
CHP, bir "umut hakkı" masasında,
Atatürk'ü, şehitleri ve bu milletin onurunu bir kalemde harcamıştır.
Bu noktadan sonra CHP'nin yapacağı her açıklama, bu gerçeği değiştirmeyecektir:
Bir parti, kurucu liderinin en temel ilkesini, devletin bölünmezliğini görmezden geldiği anda, tarihsel meşruiyetini kaybeder.
Bu kayıp ne basın toplantısıyla telafi edilir ne de süslü cümlelerle örtülür.
Atatürk'ün adını ağızdan düşürmeden, onun devlet aklını ayaklar altına almak; siyaset değildir, inkârdır.
Şehitlerin hatırasını "uzlaşı" kelimesinin arkasına saklamak; çözüm değildir, ahlaki iflastır.
Bir bebek katiline "umut" dağıtırken, bu milletin evlatlarına mezar sessizliği reva görmek; barış değildir, teslimiyettir.
Bugün CHP, Türk milleti nezdinde yalnızca yanlış bir kararın değil, bilinçli bir tercihin tarafıdır. Ve tarih, bilinçli tercihleri affetmez.
Bu yüzden bu dosya kapanmıştır.
Bu yüzden bu satırlar mühürdür.
Artık mesele CHP'nin ne dediği değil, ne yaptığıdır.
Ve yapılan, Atatürk'ün mirasına sırt dönmektir.
Bu bir yanlış değil.
Bu, bilinçli bir tercihtir.
Ve her tercih gibi, bunun da ağır bir bedeli olacaktır.
Tekrar yineliyorum.
"CHP, bir 'umut hakkı' masasında Atatürk'ün milliyetçiliğini inkâr etmiş, şehitlerin hatırasını pazarlık kalemine çevirmiş ve Türk milleti karşısında kendi siyasi meşruiyetini mühürleyerek tüketmiştir."
"Atatürk'ün adıyla siyaset yapıp onun devlet aklını reddeden CHP, bu kararla yalnızca bir çizgiyi değil, kendi tarihini de silmiştir."
"Bir bebek katiline umut dağıtan siyaset, bu ülkenin evlatlarına mezar sessizliği reva görüyorsa, orada Atatürk değil, yalnızca siyasi çürüme vardır."
"CHP bu tercihle barış aramadı; Atatürk'ün mirasıyla bağını kopardı ve bunun adını da siyaset koymaya çalıştı."
Leyla Yıldız ATAHAN