Bu şehir, sandık sonuçlarına bakmayı çok sever.
Ama sandıkların neden böyle sonuç verdiğini sormayı pek sevmez.
Oysa Erzurum’un kaybettikleri, kazandıklarından çok daha öğreticidir.
Çünkü bu şehirde seçim sonuçlarını belirleyen şey çoğu zaman halkın iradesinden çok, yerel siyasetin dar kadrolarının kurduğu denge oyunlarıdır.
Yıllardır aynı siyasal refleksler, aynı alışkanlıklar, aynı yüzler…
Değişmeyen tek şey, değişime direnen bir düzen.
Bu düzen, kendini sürekli yeniden üreten bir yerel siyaset aklıyla beslenir;
kapalı toplantılarla, dar çevrelerle, kimsenin yüksek sesle konuşmadığı ama herkesin bildiği hesaplarla.
Ve bu düzen, çoğu zaman cesur olanı değil;
uyum sağlayanı,
susmayı bilenleri,
kenarda durup işaret almayı bekleyenleri ödüllendirir.
Yerelde “sorun çıkarmayan”, “fazla konuşmayan”, “itaati bilen” profiller makbul sayılır.
Eczacı Canan Gür Uçar, bu düzenin dışına düşen bir isimdir.
Çünkü o, yerel siyasetin alışılagelmiş sessizliğine razı gelmedi.
Erzurum’da doğdu.
Erzurum’da büyüdü.
Erzurum’da işini kurdu.
Ve siyasetin en zor cümlesini kurdu: “Ben buradayım.”
Bu cümle, yerel dengeleri rahatsız edecek kadar netti.
Bir yandan iş kadını olarak ayakta durdu.
Bir yandan anne oldu; sadece kendi evladının değil, bu şehrin geleceğinin de kaygısını taşıdı.
Bir yandan eş oldu; hayatın yükünü paylaşırken mücadelesinden vazgeçmedi.
Ama bu çoklu kimlikler, yerel siyasette ona avantaj değil, tam tersine direnç duvarı olarak döndü.
Ama en ağır yükü siyasette taşıdı.
Çünkü Erzurum’da siyasetin yükü, sahada çalışanların değil;
çoğu zaman masada oturanların omzundan çok, sokakta yürüyenlerin sırtına bindirilir.
Bir siyasi partiyi, seçimden seçime değil; hayattan hayata omuzladı.
Gitmediği ev, çalmadığı kapı, aşmadığı köy yolu kalmadı.
Kimi zaman kendi imkânlarıyla, kimi zaman yalnız bırakılarak yürüdü bu yolu.
Yerel siyasetin “nasıl olsa sonuç değişmez” rehavetine teslim olmadı.
Sandıklar soğuktur.
Rakamlar acımasızdır.
Ama siyasetin bir de görünmeyen yüzü vardır: gönül sandıkları.
Ve yerel siyasetin asıl korktuğu da tam olarak budur.
Canan Gür Uçar, o sandıklarda kaybetmedi.
Erzurum, ne yazık ki çoğu zaman kendisine değer katacak isimleri tanımakta gecikti.
Şehrin temel sorunlarını korkmadan dile getirenleri “fazla” buldu.
Yerel güç odaklarını rahatsız eden her söz, “zamansız” ilan edildi.
Cesareti rahatsız edici, ısrarı yorucu saydı.
Kadın mücadelesini ise hâlâ bir “istisna” gibi görmeye devam etti.
Bu yüzden sandıkta kazananlar oldu; ama şehir kazançlı çıkmadı.
Çünkü yerel siyasette kazanmak ile şehri kazanmak her zaman aynı şey değildir.
Canan Gür Uçar, sistemin değil; şehrin tarafında durdu.
Kulislerin değil, sokakların dilini konuştu.
Makamların değil, insanların yükünü sırtladı.
Bu yüzden de yerel siyasetin konfor alanına hiçbir zaman tam olarak sığmadı.
Ne siyasi hesaplar, ne bürokratik duvarlar, ne kıskançlıklar, ne de görmezden gelinmeler…
Özellikle yerelde kurulan küçük ama etkili blokajlar…
Hiçbiri onu bu yoldan döndüremedi.
Çünkü o, başarıyı bir koltuğa sığdıracak kadar küçük görmedi.
Çünkü onun derdi bir seçim değil; bir şehir meselesiydi.
Bugün tabelalarda adı olmayabilir.
Ama Erzurum’un hafızasında bir iz bıraktı.
Ve bazen bir şehir, kaybettiğini çok sonra anlar.
Genellikle de iş işten geçtikten sonra…
Canan Gür Uçar, hâlâ ayakta.
Çünkü bazı insanlar sandıkta kaybettirilir…
Ama mücadelede asla yenilmez.
Leyla Yıldız ATAHAN