Erzurum…
İyisin, güzelsin, hoşsun.
Ama bir şehir yalnızca tarihiyle, dağlarıyla, türküleriyle, karıyla şehir olmaz…
Bir şehir, insanına sahip çıktığı kadar şehirdir.
Malum… Erzurum kışıyla bilinen bir şehir.
Metrelerce karın toprağa düştüğü, sokakların buzla kaplandığı, çatılarda karın dağ gibi biriktiği bir şehir.
Ve güneş yüzünü gösterdiğinde…
Çatılarda biriken o kar eriyor.
Kopuyor.
Bir anda düşüyor.
İşte o an mesele “kış” olmaktan çıkıyor.
O an mesele can güvenliği oluyor.
Çünkü çatılardan düşen kar; sadece kar değildir.
Bazen bir beton parçası kadar ağır, bazen bir taş kadar öldürücü bir tehlikedir.
Yolda yürüyen bir insanın başına düşebilir.
Okula giden bir çocuğun hayatını karartabilir.
Park edilen araçları hurdaya çevirebilir.
Peki vatandaş ne yapıyor?
Sorumluluk alıyor.
Tehlikeyi görüyor ve belediyeyi arıyor:
“Çatıdaki kar tehlike oluşturuyor, ekip gönderin.”
Ama belediyelerin verdiği cevap, insanın içini sızlatacak cinsten:
“Biz yapmıyoruz, firmaya devrettik. Firmayı arayın.”
İşte burada durmak gerekiyor.
Belediye kimin belediyesi? Firmanın mı, halkın mı?
Belediye dediğin kurum;
vatandaşın vergisiyle ayakta duran, halka hizmet etmek için var olan bir kurumdur.
Ama gelin görün ki Erzurum’da işin adı belediyecilik değil;
vatandaşın sırtına yük bindirme belediyeciliği.
Sorumluluk vatandaşa itiliyor.
Vatandaş firmayı arıyor.
Ve karşısına çıkan ücret:
12 bin TL!
Şimdi soruyorum:
Ekmeğin 14 TL olduğu,
emeklinin 20 bin TL’ye mahkûm edildiği,
asgari ücretlinin ay sonunu getiremediği,
insanların doğalgaz faturasını düşünmekten uyuyamadığı bir şehirde…
12 bin TL’yi kim ödeyecek?
Emekli mi?
Asgari ücretli mi?
Dar gelirli mi?
Kirasını mı ödesin?
Faturasını mı yatırsın?
Çocuğunun masrafını mı karşılasın?
Yoksa çatısındaki karı mı temizletsin?
Bu düzen vatandaşa resmen şunu söylüyor:
“Paran varsa yaşa, yoksa kaderine razı ol.”
Ama bu kader değil.
Bu; ihmaldir.
Bu; sorumsuzluktur.
Bu; yönetememektir.
Erzurum’da kar sürpriz mi?
Erzurum’da kar yağacağı belli.
Bu şehirde çatılarda kar birikeceği belli.
Bu şehirde tehlike oluşacağı belli.
O zaman belediyelerin “kış geldi” diye şaşırması neyin tiyatrosu?
Her yıl aynı şehir,
her yıl aynı kar,
her yıl aynı risk,
her yıl aynı şikâyet…
Ama her yıl aynı vurdumduymazlık!
Belediye dediğin kurum kışa hazırlık yapar.
Riskli bölgeleri tespit eder.
Çatı temizliğini planlar.
Ekip kurar.
Denetim yapar.
Ama Erzurum’da ne oluyor?
“Devrettik.”
Yani belediye şunu demek istiyor:
“Bu şehirde hizmet satılıktır.
Parası olan canını korur, parası olmayan dua etsin.”
Bu mu sosyal belediyecilik?
Bu mu halkçılık?
Bu mu kamu görevi?
Vatandaşın canı ihaleye mi kurban?
Bakın açık konuşalım:
Bu mesele kar meselesi değil.
Bu mesele; kamu hizmetinin taşerona devredilip
vatandaşın hayatının firmaların insafına bırakılması meselesidir.
Bu şehirde vatandaşın canı,
ihale mantığına teslim edilmiş durumda.
Hizmet, vatandaşın hakkı olmaktan çıkarılıp,
“paran kadar yaşarsın” düzenine dönüştürülmüş.
Ve sonra belediyeler çıkıp “hizmet üretiyoruz” diye afiş asıyor.
Hangi hizmet?
Vatandaşa “firmayı ara” demek hizmet mi?
Belediyecilik yol yapmak değildir, can korumaktır!
Evet, belediyecilik yol yapmaktır.
Kaldırım yapmaktır.
Park yapmaktır.
Ama her şeyden önce belediyecilik;
bir canı korumaktır.
Bugün bir çatının karı temizlenmezse, yarın bir acı haber gelir.
Ve o zaman “kış şartları” denilerek geçiştirilemez.
Bu bir doğa olayı değil…
Bu bir ihmal zinciridir.
Çözüm belli, irade yok!
Yapılması gereken belli:
Belediye ekipleri bu işi sistemli şekilde yapmalı
Riskli bölgeler belirlenmeli
Çatı kar temizliği düzenli denetlenmeli
Vatandaş firmaların insafına bırakılmamalı
Ücretler makul olmalı ya da sosyal destek sağlanmalı
Bu iş “şikâyet gelirse” değil, rutin görev olmalı
Çünkü bu şehirde kar yağması “olağan”,
ama bu ihmalkârlık “olağan” olmamalı.
Son sözüm şudur:
Erzurum’un karı yağmaya devam edecek.
Ama yetkililer duyarsız kalırsa, bu şehirde yalnızca kar değil…
vatandaşın umudu da üstüne çökecek.
El insaf yahu!
Ne diyorsunuz?
Vatandaş ölsün mü?
Belediye sadece tabeladan mı ibaret?
Bu şehirde insan hayatı bu kadar ucuz mu?
YAŞAR ARAS


