Erzurum’da Muhalefet Varla Yok Arası
Erzurum’da muhalefet partileri vardır…
Ama yalnızca tabelalarda.
Binaları vardır, fakat nefesleri yoktur.
Logoları görünür, sesleri kayıptır.
Bu şehirde muhalefet, siyasetin içinde değil; siyasetin gölgesinde yaşar.
Bu durum bir tesadüf değil, bir zafiyet de değildir yalnızca.
Bu, yıllar içinde örülmüş siyasal bir yalnızlaştırma düzeninin sonucudur.
İktidarın baskısı kadar, muhalefetin içe kapanışı, cesaretsizliği ve konfor alanına sığınması da bu çöküşün mimarıdır.
Gücün Kutsallaştığı Şehir
Erzurum, tarih boyunca devlete yakın durmuş, merkezi otoriteyi “koruyucu baba” olarak görmüş bir sosyolojiye sahiptir.
Bu şehirde iktidar yalnızca yönetmez; meşrulaşır, kutsallaşır, eleştiriden arınır.
Erzurum’da muhalefet yalnızca bastırılmamış, aynı zamanda alıştırılmıştır.
Kaybetmeye, görmezden gelinmeye, yok sayılmaya alıştırılmıştır.
Bu alışkanlık, zamanla bir siyasi refleks hâline gelmiş; mücadele yerini kabullenişe, itiraz yerini sessizliğe bırakmıştır.
Bugün Erzurum’da muhalefetin en büyük sorunu baskı değildir.
Baskıya karşı bağışıklık kazanmış gibi davranmasıdır.
Çünkü gerçek baskı, insanın konuşma isteğini öldürdüğü anda başlar.
Teşkilatlar vardır ama canlı değildir.
Toplantılar yapılır ama sonuç doğmaz.
Basın açıklamaları okunur ama halkta yankı bulmaz.
Siyaset, Erzurum’da muhalefet için bir sorumluluk alanı değil, bir bekleme salonu hâline gelmiştir.
Bir gün iktidarın değişeceği umuduyla, bugünü feda eden bu anlayış; aslında seçmeni de kaderine terk etmektedir.
Bu şehirde muhalefet, artık iktidarı rahatsız eden bir güç değil; iktidarın varlığını daha da konforlu hâle getiren bir figüran konumundadır.
Böylesi bir zeminde muhalefet, doğal olarak “tehlikeli”, “gereksiz” ve hatta “ayıp” bir uğraş gibi algılanır.
Ancak asıl sorun burada başlar:
Muhalefet partileri bu algıyı yıkmak yerine, ona teslim olmuştur.
Sahaya inmeyen, halkla temas kurmayan, esnafın derdini dinlemeyen, köylünün suskunluğunu anlamaya çalışmayan bir muhalefet; zamanla toplumsal hafızadan silinir.
Erzurum’da bugün yaşanan tam olarak budur.
Var Gibi Yapmak: En Tehlikeli Siyaset Biçimi
Yok olmak bazen onurludur.
Ama varmış gibi yapmak, siyasetin en ağır sahtekârlığıdır.
Seçimden seçime ortaya çıkan, seçim bitince kaybolan muhalefet figürleri; seçmende yalnızca güvensizlik değil, derin bir hayal kırıklığı yaratır.
Bu hayal kırıklığı zamanla öfkeye değil, daha tehlikeli bir duyguya dönüşür: umursamazlığa.
Ve umursamaz seçmen, demokrasinin en büyük kaybıdır.
Erzurumlu muhalif seçmen bugün yalnızdır.
Sandığa gittiğinde elinin titremesinin nedeni umut değil, mecburiyettir.
“Nasıl olsa bir şey değişmeyecek” cümlesi, bu şehrin en yaygın siyasal travmasıdır.
Bu travma; bireyin kendini değersiz hissetmesine, sözünün karşılık bulmadığına inanmasına ve en sonunda siyasal kimliğini inkâr etmesine kadar gider.
Muhalif seçmen Erzurum’da yalnızca sandıkta kaybetmiyor;
insan yerine konulmadığını hissederek yaşıyor.
Bu his, zamanla utanca dönüşüyor.
“Yanlış tarafta mıyım?” sorusu, “Neden sesim duyulmuyor?” sorusunun önüne geçiyor.
Ve bu psikolojik kırılma, bireyi siyasetten değil, kendinden uzaklaştırıyor.
İşte bu yüzden Erzurum’da suskunluk, bir tercih değil;
öğretilmiş bir çaresizliktir.
Erzurum’da muhalefet iktidar yüzünden değil, susmayı siyaset sanan kendi korkaklığından yok hükmündedir.
Muhalefetin yokluğu, seçmende şu duyguları derinleştirir:
Kendini temsil edilmemiş hissetme
Sürekli kaybetmeye mahkûm olma algısı
Aidiyet duygusunun parçalanması
Siyasetten bilinçli uzaklaşma
Bu bir psikolojik yıkımdır. Ve bu yıkım, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların siyasetle kuracağı ilişkiyi de zehirler.
Muhalefetin En Büyük Günahı Susmaktır
Erzurum’da muhalefet, iktidar tarafından değil; kendi suskunluğu tarafından yenilmiştir.
Cesaret göstermeyen siyaset, risk almayan liderlik, bedel ödemeyi göze almayan örgütlenme; bu şehirde yalnızca kaybetmez, seçmeni de kaybettirir.
Bugün Erzurum’da asıl sorun “iktidarın gücü” değil, muhalefetin var olmaya cesaret edememesidir.
Ve bilinmelidir ki: Bir şehirde muhalefet yoksa, o şehirde demokrasi yalnızca bir kelimedir.
Gerisi, derin bir sessizliktir.
Leyla Yıldız ATAHAN