Kadın:
Bugün takvimler 8 Mart’ı gösteriyor.
Dünyanın dört bir yanında çiçekler verilecek, süslü cümleler kurulacak, kürsülerde alkışlar yükselecek.
Ama ben bugün kutlama yapmaya gelmedim.
Ben bugün insanlığın aynasını tutmaya geldim.
Çünkü bu dünyada kadın hâlâ öldürülüyor.
Hâlâ susturuluyor.
Hâlâ aşağılanıyor.
Hâlâ birinin namusu, birinin malı, birinin gölgesi sayılıyor.
Ve insanlık hâlâ utanmıyor.
Biz kendisini modern olarak adlandıran bir yüzyılda yaşıyoruz.
Teknolojinin, yapay zekânın, uzay araştırmalarının ve küresel iletişimin zirveye ulaştığı bir çağda…
İnsanlık ilerlemeden, medeniyetten ve büyük başarılardan söz ediliyor.
Ama bu görkemli anlatının altında, çağımızın en büyük çelişkisini ortaya çıkaran acı bir gerçek yatıyor.
Kadınlar hâlâ güvende değil.
Dünyanın dört bir yanında, farklı kültürlerde, farklı toplumlarda ve farklı siyasi sistemlerde milyonlarca kadın korkunun gölgesinde yaşıyor.
Evlerinde şiddete uğruyor, toplum içinde susturuluyor ve insan onurunu savunduğunu iddia eden düzenler içinde değersiz görülüyor.
Bu bir kültür meselesi değildir.
Bu bir coğrafya meselesi değildir.
Bu geçici bir sorun hiç değildir.
Bu, insanlığın küresel bir ahlak krizidir.
İnsanlık medeniyetini anlatırken şehirlerinden, teknolojisinden, ordularından ve ekonomik gücünden söz eder.
Ama medeniyetin gerçek ölçüsü çok daha basittir.
Kadınlar güvende mi?
Eğer insanlığın yarısı korku içinde yaşıyorsa, medeniyet başarısız olmuştur.
Eğer kadınlar sokakta yürürken güvenliklerini hesaplamak zorundaysa, ilerleme yalnızca bir yanılsamadır.
Eğer kadınlar en temel hakları için bile sürekli mücadele etmek zorundaysa, modern dünyanın vaatleri hâlâ yerine getirilmemiştir.
Kadınlar yalnızca toplumun bir kesimi değildir.
Kadınlar insanlığın başlangıcıdır.
Bugün dünyayı yöneten her lider bir zamanlar bir kadının kollarında büyüdü.
Bugün var olan her toplum, nesiller boyunca kadınların emeği, sabrı ve merhameti sayesinde ayakta kaldı.
Ama dünya, kendisini ayakta tutan bu varlığı korumakta defalarca başarısız oldu.
Savaşlarda kadınların bedenleri savaş alanına çevrildi.
Siyasette kadınların sesi bastırıldı.
Evlerin içinde yaşanan acılar sessizlik duvarlarının arkasına saklandı.
Ve çoğu zaman dünya bu acılara kayıtsız kaldı.
Kayıtsızlık adaletsizliğin en tehlikeli biçimidir.
Çünkü sessizlik zalimi korur.
Kadına yönelik şiddet tolere edildiğinde, normalleştirildiğinde ya da görmezden gelindiğinde toplumlar şu mesajı verir:
Kadınların hayatı pazarlık konusudur.
Oysa insan onuru pazarlık konusu olamaz.
Kadınları koruyamayan bir dünya insan haklarını savunduğunu iddia edemez.
Kadına yönelik şiddeti görmezden gelen bir siyasi düzen adil olduğunu söyleyemez.
Kadınlarını koruyamayan bir medeniyet ise geleceğini çoktan kaybetmiştir.
Bu yüzden kadınların güvenliği yalnızca bir “kadın meselesi” değildir.
Bu bir medeniyet meselesidir.
Bu bir insan hakları meselesidir.
Bu küresel bir istikrar meselesidir.
Çünkü adaletsizlik asla tek başına kalmaz.
İnsanlığın yarısı korku ve eşitsizlik içinde yaşadığında toplumların temeli de sarsılır.
Tarih, medeniyetleri güçleriyle değil insanlıklarıyla yargılar.
İmparatorluklar kuruldu ve yıkıldı.
Teknolojiler gelişti.
Sınırlar değişti.
Ama toplumların ahlaki ölçüsü hep aynı kaldı:
Zayıflara nasıl davrandıkları.
İnsan onurunu nasıl korudukları.
Hayata nasıl değer verdikleri.
Bugün dünyanın liderleri sürekli güvenlikten söz ediyor.
Ulusal güvenlikten, ekonomik güvenlikten, jeopolitik dengelerden…
Ama hiçbir konuşma şu gerçeği değiştiremez:
Adaletsizliğin olduğu yerde güvenlik olmaz.
Ve milyonların acısını görmezden gelen liderlik meşru olamaz.
Kadınların güvende olmadığı bir dünyada hiçbir lider güvende değildir.
İnsanlığın geleceği yalnızca teknolojiye ya da siyasi anlaşmalara bağlı değildir.
İnsanlığın geleceği, en eski adaletsizliklerinden biriyle yüzleşip yüzleşemeyeceğine bağlıdır.
Kadınların korkmadan yaşama hakkı tartışma konusu olmaktan çıkmalıdır.
Yarın değil.
Bir başka nesilde değil.
Şimdi.
Çünkü insanlığın yarısı korku içinde yaşarken dünya ileri gidemez.
Bu yüzden bugün 8 Mart’ta dünyaya bir çağrım var:
Kadınlara çiçek vermeyi bırakın.
Onlara korkmadan yaşayacak bir dünya verin.
Kadınları övmeyi bırakın.
Onlara eşitlik verin.
Kadınları kutsallaştırmayı bırakın.
Onlara insan gibi yaşamayı öğretin.
Ve unutmayın…
Kadınların özgür olmadığı bir dünyada
hiç kimse gerçekten özgür değildir.
Çünkü kadın yalnızca bir cinsiyet değildir.
Kadın,
insanlığın vicdanıdır.
Vicdan öldüğünde
medeniyet de ölür.
Leyla Yıldız Atahan