Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, kamu kaynağıyla yayın yapan ama muhalefete kapılarını kapatan TRT’yi protesto etmek için alanlara çıkıyor.
İlke olarak doğru. Demokratik refleks olarak yerinde. Çünkü kamu yayıncılığı, iktidarın bülteni değil; milletin ortak sesidir.
Ancak gelin görün ki Erzurum’da yaşanan manzara, haklı bir itirazın nasıl heba edildiğinin fotoğrafıydı.
TRT Erzurum Bölge Müdürlüğü önünde yapılan protestoda genel merkezden gelen milletvekilleri Erzurum’un ayazında konuşuyor.
Peki kime? Ne vatandaş var, ne yerel basın, ne güçlü bir teşkilat görüntüsü…
Ortada bir avuç isim, birkaç merkez ilçe yöneticisi, azledilmiş eski bir kadın kolları başkanı ve birkaç üye. Hepsi bu.
Bir protesto düşünün ki sesini duyurmak için yapılıyor ama duyacak kimse yok.
Bir eylem düşünün ki mesaj vermek için düzenleniyor ama mesajın alıcısı ortada yok.
Siyaset, sadece pankart açmak değildir. Siyaset organizasyondur. Siyaset, sahaya hâkimiyettir. Siyaset, çağrı yaptığında insanları harekete geçirebilmektir.
Nerede Çat Belediye Başkanı Arif Hikmet Kılıç?
Nerede Şenkaya Belediye Başkanı Görbil Özcan?
Nerede ilçe başkanları, nerede teşkilatlar?
Eğer bir ilde yapılan eyleme kendi belediye başkanın, kendi örgütün, kendi teşkilatın davet edilmiyorsa, edildiği halde icabet etmiyorsa orada ciddi bir koordinasyon sorunu vardır.
Ve bu sorun tesadüf değildir; yönetim zaafıdır.
Erzurum kamuoyu bir kez daha il başkanlığı organizasyonunun ne kadar zayıf olduğunu izledi.
Basında iki satır yer almayan bir protesto… Sosyal medyada yankı bulmayan bir açıklama… Yerel halkın haberdar bile olmadığı bir eylem…
O zaman sormak gerekiyor:
Bu protestonun amacı neydi?
Genel merkezden gelen vekiller, bu organizasyonun bu kadar cılız kalmasını sorguladı mı?
Yoksa Erzurum, “nasıl olsa zor şehir” denilip kaderine mi bırakıldı?
Siyaset, mazeret üretme sanatı değildir. “Erzurum zor”, “hava soğuk”, “halk ilgisiz” gibi bahaneler artık kimseyi ikna etmiyor.
Eğer örgüt güçlü değilse, eylem kalabalık olmaz. Eğer çağrı karşılık bulmuyorsa, sorun halkta değil, çağrıyı yapanlardadır.
Bir ilin başkanı, o ilin nabzını tutmak zorundadır.
Sahada görünmeyen bir teşkilat, masada da ciddiye alınmaz.
Soruyorum:
Bu şehirde neyle meşgulsünüz?
Teşkilatı diri tutmak mı?
Gençleri örgütlemek mi?
Basınla ilişki kurmak mı?
Yoksa sadece koltuk muhafazası mı?
Haklı bir protestoyu organizasyon zaafıyla etkisizleştirmek, sadece yerel bir başarısızlık değildir; aynı zamanda muhalefetin iddiasına zarar vermektir.
Çünkü seçmen şuna bakar: İktidarı eleştiriyorsun ama kendi evinin içini toplayabiliyor musun?
Erzurum’da dün yaşanan tablo şunu gösterdi:
Haklılık yetmiyor. Güçlü örgüt, disiplin ve sahaya hâkimiyet gerekiyor.
Aksi halde ortaya çıkan manzara şu olur:
Kendin çal, kendin oyna.
Sonra da “neden karşılık bulmadık” diye hayıflan.
Siyaset, ciddiyet işidir.
Erzurum ise deneme tahtası değil.
Yazınca da niye yazıyorsun oluyor
Çünkü gördüğüm tablo canımı acıtıyor.
Leyla Yıldız ATAHAN